Ceren İren ile Röportaj

Ceren İren Kimdir?

Ceren İren (1991-Şişli), 2009 yılında Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde başladığı eğitimine 2011 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümünde devam etti. 2014 yılında aynı üniversitenin Temel Eğitim Bölümü, Temel Sanat ve Tasarım Yüksek Lisans Programına başladı ve “20. Yüzyıldan Günümüze Sanatta Böcek Formu” başlıklı teziyle 2017 yılında mezun oldu. 2018 yılında aynı okul ve bölümde başladığı sanatta yeterlik programına “Arı ve Kovan Formları ile Arıların Davranışsal Özelliklerinin Sanata Etkileri” başlıklı çalışmasıyla  devam etmektedir.

Gülmira Yertürk: Sanata olan ilginiz ne zaman başladı sanatsal kimliğiniz süreç içerisinde nasıl gelişti ve değişti? Bu süreçte sizi etkileyen bir faktör oldu mu?

Ceren İren: Aslında pek çokları gibi benimkisi de çocukluktan gelen bir ilgi. Sonrasında Edirne Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde aldığım eğitimle sanat algım şekillenmeye başladı. Burada, resmin yanında baskıresme de temas ettim ve böcek resimleri yapmaya da o yıllarda başladım. Lisans düzeyinde Trakya ve Mimar Sinan Üniversitelerinin resim bölümlerinde eğitim görerek, farklı okulların ve atölyelerin resim, desen ve gravür anlayışlarını görme ve karşılaştırma fırsatım oldu.  Ardından MSGSÜ Temel Eğitim Bölümünde yüksek lisansa başladım ve şu anda da sanatta yeterlik öğrencisiyim. Bu bölümün çalışmalarıma olan etkilerinin özellikle son iki yılda gözle görür hale geldiğini söyleyebilirim.

GY: Kariyeriniz boyunca farklı teknik ve renklerle çalışmalar yaptınız. Bu noktada tekniğinizin kariyeriniz boyunca nasıl şekillendiğinden biraz bahsedebilir misiniz?

Cİ: Esasında pentüre dayalı bir resim anlayışım var. Bunu desteleyecek şekilde rapido ya da tarama uçları ile çeşitli eskiz/desen çalışmalarımı sürdürüyorum. Boyanın dışında, son iki yıldır rapido kalemlerle çizdiğim desenleri farklı malzemelerle birleştirerek işler üretmeye başladım. Toplu iğneler, pvc kaplanmış desenler ve renkli fon kartonlarından çıkarılmış geometrik formlardan yararlanıyorum. Son zamanlarda daha özgün anlatım biçimleri keşfetme çabası içindeyim.

GY: Sizin için teknik mi daha önceliklidir yoksa fikir mi?

Cİ: Sanat üretiminde fikir ve biçimi birbirinden ayırmak mümkün değil. Dolayısıyla teknik fikirden, fikir de teknikten öncelikli olamaz. Fikri daha iyi anlatmamızı sağlayacak farklı bir teknik de olabilir, tekniğin can alıcı özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir fikir de. Burada önemli olan çalışmayı daha anlamlı kılacak uyumlu bir birliktelik sağlamak. Hatta bu durum amaca göre uyumsuz da olabilir. Benim için ikisi arasında eşitlenmesi gereken gerilimli bir ön-arka ilişkisi var.

GY: Resimlerinizin kompozisyonunu, fikir yapısını nasıl belirliyorsunuz?

Cİ: Fikirler doğa-insan-böcek ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Kompozisyonlarım da fikre göre değişiklik gösteriyor. Eskiz defterlerimdeki denemeler, kompozisyona dair yeni fikirler veriyor. Doğa ve insan arasındaki gerilimli ilişkiyi dinamik kompozisyonlar üzerinden aktarmaya çalışıyorum. Çizginin sağladığı titreşimle de bu gerilim daha da belirginleşiyor. Fakat “İğnelenmiş Böcekler” isimli seride olduğu gibi daha sistematik kompozisyonlar üzerinde de çalışıyorum.

GY: Eserlerinizle ne gibi kitlelere ulaşmak istiyorsunuz? Her sergi veya eserinizle bu değişiyor mu?

Cİ: Belli bir hedef kitlem yok, sanata ilgi duyan herkesin görmesini isterim yaptıklarımı. Fakat sanatla ilgilenmeyen böcek/doğa meraklılarıyla da çalışmalarım aracılığıyla temas etmek beni mutlu ediyor.

GY: İnsanın günlük hayatı içerisinde görünmez diyebileceğimiz bir konuma sahip olan böcekler eserlerinizde odak noktası olarak karşımıza çıkıyor. Bu figürler nereden geldi, bununla ulaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Cİ: Böceği olduğu gibi değil de insanlaştırarak, melez bir varlık olarak aktarmak anlatımı güçlendiriyor ve biçimsel olarak da farklı olanaklar sunuyor. İnsanlaşmış bir böcek, böcekleşmiş bir insan… İnsan ve hayvan formlarının bir araya getirildiği melez varlıklar; mitolojide, fantastik edebiyat ve sinemada da sıklıkla karşımıza çıkar. Onların da resimlerimde çok etkisi olduğunu söylemeliyim.

GY: Sanatsal tarzınız ve/veya yaratıcı süreciniz üzerinde en çok hangi sanatçıların ve sanat akımlarının etkisi olmuştur? Örneğin yüksek lisans tezinizde farklı sanatçıların eserlerinde böcek formu üzerine bir çalışma yapmıştınız. Bu bulgular sizin temanızın oluşturulmasında/gelişmesinde bir rol oynadı mı?

Cİ: Açıkçası böcek resimleri yaparken bu kadar çok sanatçıyla aynı konuda çalıştığımın farkında değildim. Bu yüzden eser metnimi yazma sürecim oldukça keyifli ve eğitici oldu. Farklı sanatçıların böceklere yaklaşımlarını ve onları plastik açıdan ele alış biçimlerini keşfetme olanağım oldu.

GY: İğnelenmiş Böcekler çalışmanızdan biraz bahsedebilir misiniz? Genel olarak böcek koleksiyonu oluşturma süreci nasıl işliyor, ilk olarak ilginiz nasıl oluştu?

Cİ: Çocukluğumdan beri böcek biriktiriyorum. Başlarda tesadüfen bulduğum böcekleri topluyordum sonraları düzenli olarak böcek toplamaya başladım. Bunun için uzun mesafelerde bisiklet sürüyorum. Bulduğum böcekleri bazen olduğu gibi saklıyor, bazen de yeniden şekillendiriyorum.  Yeniden şekil vermek için öncelikle nemlendirmem gerekiyor; eklemleri ve kanatları hareket edebilecek kadar nemlenen böceği, strafor üzerine aydınger ve toplu iğne ile sabitleyerek kurumaya bırakıyorum. İyice kuruduktan sonra da cam kapaklı kutular içinde saklıyorum.

İğnelenmiş Böcekler isimli seri de bu koleksiyon oluşturma sürecimin bir uzantısı. 8 parçadan oluşan işte, toplam 144 böcek deseni bulunuyor. Amacım sahip olmadığım böcekleri çizerek, onlardan yeni bir koleksiyon oluşturmaktı. Bunu yaparken de böcek şekillendirmede kullanılan toplu iğne, aydınger ve foto-blok gibi malzemelerden faydalandım ve her bir böcek desenini tıpkı bir böcek koleksiyonunda olduğu gibi foto-blok üzerine iğneleyerek sabitledim.

GY: Karantina dönemi çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Sizce bu koşullar doğrultusunda sanatçıların eser algılarında değişiklikler söz konusu olacak mıdır?

Cİ: İlk başlarda çoğunluğun kapıldığı “sürekli üretme” heyecanına ben de kapıldım fakat sonrasında bu kapalı kalma hali bir şeyler yapma isteğimi yok etti. Doğayla temas etmekten beslenen biri olarak bu süreç beni biraz boşluğa düşürdü diyebilirim. Bir süre miskinlik ettikten sonra yavaş yavaş kendimi toparlamaya başladım.

Herkes bu süreçten farklı etkilendi. Bu etkileri biraz zaman geçtikten sonra göreceğiz diye düşünüyorum.

GY: Sanatla ilgilenen gençlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?

Cİ: Diğer alanlarda oluğu gibi sanatta önemli olan şey merak duygusunu yitirmemek.

Gerçekten merak ederek sergileri takip etmenizi ve gördüğünüz eserleri ve sanatçıları araştırıp takip etmenizi önerebilirim. Bu hem güncelden haberdar olmanızı hem de sanat tarihiyle ilişkilendirebileceğiniz veriler elde etmenizi sağlar.

Bu güzel röportaj için Ceren İren‘e teşekkür ederiz.

IB Visual Arts Exhibition: Dilara Lal Altaylar

  1. Lost in the Moment

Watercolor and colored pencils on paper

50×70 cm

This work is inspired by people’s overthinking of their past mistakes and missing the opportunities offered to them by today. The time is running so fast that they get old without seizing the moment while alienating from the outside world and themselves. The hourglass and the decay of the figure symbolize people’s alienation from their identities due to trying to get rid of their past mistakes they cannot change. The clock in the background with a distorted shape represents how fast time passes.

2. Déjà vu

Acrylic on canvas


35×50 cm ×3


These paintings show the distortion of linearity of time, in which the person loses his/her understanding of the past and present, which is also called déjà vu. After searching for the scientific and theoretical explanation behind this state of mind, I gathered the feeling of estrangement felt during déjà vu with the reasons lying behind it such as the split perception theory, dominant eye theory, and epilepsy. I used cool and analogous colors with a monochromatic background to create a sense of spirituality.

3. Under Pressure

Sewing and acrylic on canvas


100×120 cm


A nation’s past forms its culture which influences the personalities and habits of its citizens. In the society I live in, people are expected to act based on the social norms determined by Turkish culture. As a person who doesn’t fit in those norms, I wanted to reflect the cultural pressure exerted on people. I sewed a traditional Turkish lace and made hand-embroidery, stiffened them giving the shape of a human face. I sewed traditional needlework on the edges of Turkish traditional fabrics I draped, which come out of the stiffened face and symbolize the suppressed ideas of citizens.

4. History of Women

Charcoal and coffee on paper


70×100 cm


The preliminary intention of this piece is showing the struggles women have been through during the women’s rights movements and the comparison of the past with present. Inspired by my country’s withdrawal from Istanbul convention, I was inspired to reflect the history of women and their movement. In order to give the drawing a vintage look, I used coffee, a cultural element, as painting material.

5. Dark Sides of Marriages

Markers and color pencils on paper


100×55 cm


Inspired by the past and culture of country, I designed a collection offering criticism for the dark sides of marriages including rapes, femicides, child marriages, and beating women, which are common social issues in my country. I juxtaposed the social issues with the Turkish concept “çeyiz” and its authentic aesthetics. Through the experimentation with colors, for of materials, and silhouettes, I aimed to attract attention to abuse of women.

6. The Subconscious Mind

Charcoal and watercolor on paper


42×30 cm


This artwork is influenced by Oğuz Atay’s short story titled “The Forgotten”. I aimed to dig into my past including my memories, fears, and pleasures that I have been trying to hide in my subconscious mind. The dusty room in the drawing symbolizes my mind, which is an allusion to the short story. I drew various objects as symbolism that sheds light to my past. The black-to-white color scheme creates a sense of flashback, which is contrasted with the vivid colors of the brains representing the active state of mind.

7. Raped

Sewing and photography


4928×3264 pixels ×3


I was inspired by the past of a friend of mine who got raped at a young age and was forced to marry the rapist to “protect” the reputation of her family. After learning her distressing story, I felt an urge to reflect this inhumane situation in the form of an artwork. I designed a dress that would be considered “provocative” if worn here outside. To give the garment a damaged look, I ripped the edges of the fabrics. I sewed traditional hand-embroidery with flower motifs and used it to cover the exposed body parts of the model.

IB Visual Arts Exhibition: İlke Yağmur Çavdar

1 – Expectations of Kin

Acrylic and spray paint on canvas

50×70 cm

This piece is about how expectations are set about kids even before they were born. The color red symbolizes the blood of kin but also the power people have over an embryo. The baby drawing has dimension whereas the faces of people fall flat to point out that it is the child who will be making the decisions no matter who his or her kinship includes. The façades are inspired by the illustrations of Persepolis while the embryo is based on Leonardo da Vinci’s “Study of the Fetus in the Womb”.

2- What You See of Me

Digital photography (print)

28×42 cm

The work is a critique of how different the way women are viewed and they are is. The camera can be seen as the eye of the beholder, looking to view what it wants to see. The layered photographs show the different sides of the same person and the monstrous layering of the photographs imply that the image someone has in the beholder’s mind can be disrupted if the sides of a person is seen as two different entities. The composition of the piece was initially inspired by Beksiński’s “Horn Player”. 

3- The Socially Acceptable Addiction

Acrylic on canvas, coffee beans

100x 100cm

This work is inspired by how caffeine addiction is too commercialized to be seen as a real problem. In today’s society, people’s worth are rewarded to them by how much they are willing to harm themselves in the name of productivity. The coffee beans are glued on the canvas to imitate pills so that it is comparable to other addictive substances. The composition of the piece is based on Beksiński’s “Confession”. The colors of the subject are chosen to be reminiscent of coffee.

4- The Death of Major Tom

Pen and watercolor on paper

28×42 cm

The work is inspired by a song by David Bowie called “Space Oddity” which follows the astronaut Major Tom’s thoughts slowly drifting to its death in space. The helmet of the astronaut is drawn like and eye with a world pupil because his memories on Earth are what he recalls even as he is dying. The space is painted inside him as he is slowly starting to become one with the nothing and his memories are what fills the skies as a symbol of what was tying Major Tom to his humanity.

5 – The Sleep of Ignorance 

Watercolor and colored pencil on paper

25×35 cm

The work is about the bliss acceptance of the problems in our lives gives us, and how it does not make the problem disappear. The style of the piece is based on kid’s book illustrations in an attempt to condemn how deeply rooted propaganda is in every nook of the media while  The technique of layering of watercolor and colored pencils are inspired by Chris Hong’s illustrations and the color selection of the watercolor wash is based on Joe Sorren’s artworks. 

6 – The Rotting Routine 

Digital (print)

40×70 cm

The preliminary inspiration for this piece is Portinori’s “Migrants” and “Weeping Woman”  by Picasso. This piece displays the routine life of a young woman as well as her life story drawn out for her. The spirals symbolizes living a life that is already decided for her and not being able to see it happening in your life. In the piece, while living in a routine is characterized with sharp shapes, the real personality of the woman can be seen through the real waves and curls on her hair.  The baby’s hair connects with the tie’s spiral, which shows how inevitable the “spirals” are.

7 –The Screaming Life

Linocut on real leaves installed with a branch and flowerpot

30×40 cm

The linocut print design is heavily inspired by Edward Munch’s “The Scream” and the animal cells. The piece is about the realization that everything is made up of living things. At our core, we are all thousands of cells; therefore, none of us superior to one another. The work is also inspired by the fact that plants scream when you cut them, so I wanted to make a piece about how another living organism would react to being hurt if it could interact with us like humans do. 

IB Visual Arts Exhibition: Barış Apaydın

  1. Mirroring Image

Red and Blue Edding Porcelain Markers

100×70 cm

June 2019

This painting is inspired by “The Yellow Christ” by Paul Gauguin and “Christ Carrying the Cross” by El Greco representing the continuous portrayals of Christ figure through different centuries. I also used crucifixion to reference the Second Coming of Jesus and the cycle of life and salvation. By using colored lights to highlight the paintings, I symbolized how the topic of religion can be perceived distinctly in different times and countries.

2. Plaster Saint

Medical Plaster Tape, Plaster, Wood Glue, Vaseline, Ceramic Adhesive, Rusty Metal Post, Metal String, Oil-Paint

180 cm

February 2020

I used medical plaster tape to create a cast of my friends’ faces and used metal strings to attach them to the metal post I found and cleaned from the garbage dumb. I then filled a bucket with ceramic adhesive and splashed oil paintings on it. The faces symbolize how people hide their faces behind a common mask even though their own uniqueness. The post they are attached to with strings represents their inhibition, and the colors symbolize distorted state of their essence.

3. Egg comes first, then the chick

Charcoal Sticks, Red Edding Porcelain Marker

100×70 cm

November 2020

The idea of life and growth process’s recurrence fascinates me. Despite the unique beauty of each person, the materialistic and monotone world of the 21st century prevents people from their journeys. The red footsteps represent the colorful and vivid nature of the chick in its most pure form, yet the grey and white egg with endless stairs symbolize the fabrication of personalities. The cycle of birth, growth and adulthood is being stripped away from them.

created by dji camera

4. The Temple

Drone Photograph

January 2021

I was inspired by Da Vinci’s golden rule painting for this photograph. The concept of beauty and aesthetics is a major part of life, and the cycle of beauty in nature and the ratio of perfection in a mathematical aspect is truly fascinating. I wanted to recreate this cycle of beauty in my life with this photograph. I used a drone to capture the image from a distant height in a circular environment in which I am lying down naked representing the purest form of human. 

Can Aytekin ile Röportaj

Can Aytekin Kimdir?

1970 yılında İstanbul’da doğdu. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünü bitirdi. Aynı kurumda Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik yaptı. 2006 yılından bu yana MSGSÜ Resim Bölümü Gravür atölyesinde görev yapmaktadır.

2005 yılında ‘Tapınak Resimleri’ adlı ilk solo sergisi Pi Artworks’te açıldı. Günümüze kadar 7 solo serginin yanında çok sayıda grup sergisine katıldı. Çalışmalarına İstanbul’daki atölyesinde devam ediyor.

İlke Yağmur Çavdar: Karantina dönemi çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Sizce bu koşullar doğrultusunda sanatçıların eser algılarında değişiklikler söz konusu olacak mıdır?

Can Aytekin: Bu dönem hiç şüphesiz eve kapandık. Atölyeye daha az gidebildim. Hedefinizde bir sergi programı olmayınca bilinen ebatlarda üretimler azaldı. Bunun yerine bu farklı dönemin kazanımları da oldu. Biraz sakinleşmek, yaptığımız işleri yeniden değerlendirmek ve mümkün olabilen üretim biçimlerini aramak gibi. Kısıtlamalardan bazen çok olumlu yaratıcı fikirler çıkacağını düşünüyorum. Dijital ortam günlük hayatın bir parçası oldu. Bu kolaylıkların enformasyon ve arşiv için çok değerli olduğunu kabul ediyorum ama ben hala kâğıtla kalemle çalışmayı seviyorum. Yemek yapmak ya da dikiş dikmek gibi manuel üretimden kopmam mümkün değil.

İYÇ: Bir eseri yaratırken sizce geliştirme süreci mi daha önemlidir, sonuçta ortaya çıkan çalışma mı?

CA: Bir eser yaratmadan ziyade bir fikrin, duygunun, imgenin, etkinin vs. görselleşmesi sürecini takip ediyorum. Bu sürece tamamen hâkim olmak söz konusu değil. Sizin de katıldığınız, aslında sizi de şaşırtan bir üretim söz konusu.  Tek yapıttan ziyade seriler oluşturmayı seviyorum. Onların aralarında konuşması hiç bitmiyor. Her yeni seri daha öncekilerin anlamını da değiştiriyor.

İYÇ: Eserlerinizi birkaç kelime ile nasıl tanımlarsınız? Resimlerinizin kişiliğinizi yansıttığını düşünüyor musunuz?

CA: Resimler yapıyorum. Resimdeki mekân ve mekân içindeki resim meselesi üzerinde duruyorum. Bunları bazen maketlerden yola çıkarak oluşturuyorum. Maketleri büyüterek 3 boyutlu işler olarak resimlerle birlikte sergilemeyi seviyorum. Resimlerin otobiyografik etkiler taşıdığı söylenebilir ama kişilik, üslup, imza gibi katılaşmış tavırlara inanmıyorum. Hareket etmek, farklı açılardan bakmak gerekli. Resimler kişiliğin dışavurumu değil, bir bakış açısı, bir yorum sadece. Gösterdikleriniz kadar sakladığınız da birçok şey var.

İYÇ: Sanatsal bir tarzınız olduğunu düşünüyor musunuz? Sanatçının bir tarza sahip olması sizce önemli midir?

CA: Eğer bir kariyer peşindeyseniz, çalışmalarınızda bir tarz yaratmak ve ısrar etmek zorundasınız. Bir şekilde dikkat çekmek, akılda kalmak, beğenilmek, geri bildirimleri dikkate almak vs. tarz kendini taklit etmeyi de dayatıyor. Ben sanatı bir özgürleşme alanı olarak düşünüyorum. Kendinizden çıkabildiğiniz bir ara bölgeye geçmek gibi. Bir film izlerken kendimizi kaptırıp filmin içine dalmak gibi bir şey. “Tarzdan ziyade bu nasıl yapılabilir?” sorusunun peşinde koşan bir teknik arayışının önemli olduğunu düşünüyorum. Orada çok önemsiz de olsa bir icat peşine düşüyorsunuz. Buraya kadar söylediklerime ters bir şey söyleyeyim: Zaten siz fark etmeseniz de insanlar işlerinizdeki benzer şeyleri yine de fark ederler.

İYÇ: Sanatsal tarzınız ve/veya yaratıcı süreciniz üzerinde en çok hangi sanatçıların ve sanat akımlarının etkisi olmuştur?

CA: Resim okumadan önce interrail kartı alıp bir ay Avrupa şehirlerini dolaştım. Müzelerde gördüğüm resimlerden o kadar etkilendim ki Akademiye girip resim eğitimi almaya karar verdim. Orijinal resimleri görmenin, o mekânda bulunarak algılamanın imajları kitaptan ya da ekrandan görmekten farklı olduğunu düşünüyorum. Özellikle belli bir mekân için üretilmiş resimler ilgimi çekiyor. Michelangelo’nun Sistine Şapeli tavanındaki freskler gibi. Giotto’nun Arena şapeli ya da Lissittsy’nin Proun odası gibi aralarında beş yüz yıl olmasına karşın bugün üretilmiş gibi yeni çalışmalar bence. Aynı şekilde Edirne Eski Camii’ndeki hüsn-i hat örnekleri (Ara Güler’in fotoğrafını hatırlarsınız), Rüstempaşa Camii’ndeki çiniler, Nusretiye Camii’nde yer alan Rakım’ın kuşak yazıları da beni müthiş etkileyen şeyler.

İYÇ: Eserlerinizin imgesel bir geometrisi var. Eserlerinize “minimalist” denilmesi sizce doğru mudur?

CA: Doğru bir tespit. Geometri resmin temel problemlerinden biri. Genelde bir sadeleştirme ve resmi gereksiz süslemeden arındırma niyetini ben de farkediyorum. Minimalist bir yaklaşım bazı sergilerde daha öne çıkıyor. Mies van der Rohe’nun  “Az çoktur” (Less is More) mottosu aklımda. Günlük hayatımızdaki tüketim çılgınlığı, nesne ve imaj bombardımanı karşısında sığındığımız bir söz. Yalnız şunu söyleyebirim; minimalistlerin eserlerindeki mükemmeliyetçi yaklaşım bana uzak. İster istemez oluşan hatalar da işlerin bir parçası bence. Hatta ne türlü hatalar yapılabileceği sorusu bence peşine düşülmesi gereken bir süreci başlatıyor.

İYÇ: Eserlerinizle ne gibi kitlelere ulaşmak istiyorsunuz? Her sergi veya eserinizle bu değişiyor mu?

CA: Kitleler de tek tek insanlardan oluşuyor. Bahsettiğiniz öngörü ideolojik bir yaklaşım. Siyasetin ve reklamcılığın ilgi alanına giriyor. Benim kafamda böyle bir bütünlük fikri yok.

İYÇ: Sergilerinizde eserlerinizin sunumunda nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz? Sergilendiği ortamın eserlerinizi etkilediğini düşünüyor musunuz?

CA: Hiç şüphesiz etkiliyor. Resimler aslında hiç baştan düşünülmese bile yer aldıkları mekânı değiştirirler. Bazen kendilerini dayatırlar ve mekâna sığmazlar. Oluşan bu gerilimi görürsünüz. Bazen de mekânla uzlaşan, ilişki kuran resimler olabilir. Ben sergi mekânlarını mümkünse görmek ve onları benimseyerek zaman zaman değiştirerek çalışmayı tercih ediyorum. Birlikte oluşuyorlar. Ayrıca buna izleyiciyi de katalım. Onun bakışıyla da bu ilişkiler ortaya çıkıyor.

İYÇ: Aldığınız sanat eğitiminden en önemli kazanımınız nedir?

CA: Hocalarımızın yaptığı işi çok önemsemesi adeta dünyanın en önemli işini yapıyormuşuz hissi nasıl olduysa bana da geçti. (Gülerek) Çok çalışmak, araştırmak ve eleştirel açıdan bakabilmek. Harika insanlarla tanışmak, arkadaşlık etmek. Onların düşüncelerini ve üretimlerini takip etmek beni müthiş geliştirdi. Ve karşılık bulsa da bulmasa da üretmeye devam etmek. Okul bu terbiyeyi kazandırdı sanıyorum.

İYÇ: Genç sanatçıların en sık yaptığı hatanın ne olduğunu düşünüyorsunuz? Bu konuda ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

CA: Keşke her zaman genç olsak ve hep hata yapsak. Hatalar hep olacak. Telafi etmeyi, gerektiğinde özür dilemeyi öğrenmek lazım. Gençken nasihat dinlemeyi hiç sevmezdim ben. Ne isterlerse onu yapsınlar ama sonuçlarına da kendilerini hazırlasınlar.

Bu güzel röportaj için Can Aytekin’e teşekkür ederiz.

Dünya Sanat Gününüz Kutlu Olsun

TEVİTÖL Ailesi olarak sanatın bireye ve topluma olan katkısını bir kez daha görmek adına okulumuzda gerçekleşen sanat faaliyetlerini sizlerle paylaşıyoruz.  Globalleşmenin toplum yapısını şekillendirdiği bu dönemde insanın özgünlüğü ve yaratıcılığı bizi özümüze bağlayan en güçlü bağlardan biri ve TEVİTÖL Ailesi olarak sanat ile bağımızı güçlendirmeye devam edeceğiz!

Sanat tabiata ilave edilmiş insandır.

Francis Bacon

Ocak Ayının Teması: “BEYİN”

TEVİTÖL Görsel Sanatlar Kulübü olarak düzenlediğimiz okul içi aylık resim yarışmamızın Ocak 2021 teması “Beyin” oldu.

Yaratıcılık & Teknik Ödülü: Dilara Lal Altaylar

Dilara Lal Altaylar, 12. Sınıf

Mansiyon Ödülü: Seray Çakır

Seray Çakır, 11. Sınıf

Aralık Ayının Teması: “KABUK”

TEVİTÖL Görsel Sanatlar Kulübü olarak düzenlediğimiz okul içi aylık resim yarışmamızın Aralık 2020 teması “Kabuk” oldu.

Yaratıcılık Ödülü: Hüseyin Arda Aksoy

Hüseyin Arda Aksoy, 11. Sınıf

Teknik Ödülü: İdil Aydın

İdil Aydın, 12. Sınıf

Kasım Ayının Teması: “DÖNÜŞÜM”

TEVİTÖL Görsel Sanatlar Kulübü olarak düzenlediğimiz okul içi aylık resim yarışmamızın Kasım 2020 teması “Dönüşüm” oldu.

Mansiyon Ödülü: İdil Doğa Türkmen

İdil Doğa Türkmen, 9. Sınıf

Saat Kaç?

9 Şubat 2020’ye kadar gezilebilecek sergilerden biri olan “Saat Kaç?” ziyaretçilere güzel bir deneyim katacaktır. Emre Baykal ve Eda Berkmen küratörlüğünde düzenlenen “Saat Kaç?” Arter’in 3. ve 4. katlarında sergilenmekte. 34 sanatçının 44 eserini bir araya topladı. Zaman, mekan ve bellek kavramlarını yorumlayan sanatçılar çağdaş & modern sanata önemli yapıtlar katıyor. 

Sergide; Karşı Müzik, Unplugged Serisi, Fransız Saati Televizyonu, Dışarı çıkmadık, çünkü hep dışarıdaydık/İçeri girmedik, çünkü hep içerideydik, Karanlığın İçinden İmgeler gibi yakın zamanda yapılmış sanat eserleri bulunuyor. Görenlere ve inceleyenlere yeni kapılar açan yapıtlar; resim, heykel, film formatlarında yoğunlaşmış. Yer, zaman ve belleği ele alan eserler nihilist ve şüpheci bir bakışla yansıtılıyor. Sergide sanatçıların düşünce ve duygularıyla başlangıç ve sonların birleşmiş olduğu, amaçsızlığın amacı, mekanın kırılması, sonsuz zaman döngüsü, aynılaşan toplumdan dışlanma, kamulaştırma gibi içerikli eserler bulunuyor. Sergilenen eserler bir bütün oluşturmakta ve temanın üzerinde birbirlerini tamamlamakta. 

“Saat Kaç?” Türk ve dünya çağdaş, modern sanat eserlerini bulundurmakla beraber insanları düşünmeye iten, kaçırılmaması gereken bir sergi. “Saat Kaç?” ziyaretçilerinin zaman, mekan ve bellek algılarının sınırlarını zorlayarak onları alışılmışın dışına; soyut bir evrene götürüyor.